• Polyphase Monthly
  • duraksamalar
  • Arşiv
  • RSS
  • İletişim

b is for jeff.

all this has happened before, all will happen again.

yayınlanmamış duraksamalar #42

“bir zamanlar bu şehir enerji doluydu. kirli ve tehlikeli; ama canlı ve kusursuz.”

her cumartesi sabahının ritüelidir, daha evinin sokağı yeni doğan güneşin ışığıyla yıkanırken eve girmek, hangi anahtarın hangi kapıyı açacağını bulamayacak haldeyken. ya da üzerine düşen sigara tshirt’ünü yakarken, sadece izleyip zevkini çıkarmaktayken.

evet umursamıyorum. evet umursamazım. bundan sonrasını ama. cebimdeki son parasını alkole ve uyuşturucuya harcayan bir adamın bundan sonrasını umursamaması gibi; alkolik, müptezel. dünya götüne, minare sikine; hep tersten söylediği gibi.

ve tıpkı kumkağıdının kesip iz bırakan o öpücüğü gibi tendeki. 

herkes aldatsaydı da, herkes yalan söyleseydi de sen söylemeseydin. egoların birbirine dolandığı, bir dna yarattığı yerdeyse en boktanı nedir hiç öğrendin mi? alter egoların kendi egolarına söyledikleriydi tüm gizlenenler, tüm yalanların yeryüzüne doğru patladığı yerdi. 

mürekkebin detoks etkisiymiş en gerçeği, tüm saklananlar. beni kumdan kağıtlarla öperken, başka bir adamı istiyor olman. sonra gelip ben hiç kimseyi istemiyorum ki demen. evet, uyuduğunda bunları öğrenmek için vaktin olmuyor. evet, uyuduğunda hayat sana aynı yerden saldırmıyor. evet, uyuduğunda sana kimse yalan söyleyemiyor. evet, uyuduğunda kimse seni aldatamıyor. evet, uyuduğunda kimse ne seninle oynayabiliyor ne duygularını kullanabiliyor. 

sen değildin bana doğruları söyleyen 5, kızıl başlı ördeğin yazdıklarıydı. keşke sen söylemiş olsaydı be 5. keşke sana sonunda güvenmiş olan, inanmış olan o masum adama değil. üzdün beni 5, sadece bunu yaptın. ben sana kötülük yapmamış olan tek erkektim hayatındaki. sense bana kötülük yapan ilk kadın.

biterken çalıyordu: lisa miskovsky - still alive

    • #duraksamalar
  • 7 ay önce
  • 2
  • Kalıcı bağlantı
  • Paylaş
    Tweet

yayınlanmamış duraksamalar #23

hiç. bir kaç aydır yazdığım yazının sayısı bu, hiç.

sevindiğinde yazı yazan, üzüldüğünde yazı yazan, sinirlenince yazı yazan, durduk yere yazı yazan; hem de bunu yıllardır istemsizce yapan benim bu kadar uzun süre hiç bir düşündüğünü yazmamış olması çok garip ve korkutucu.

hayatından en çok zevki yalnızken, içinde bulunduğumuz o tabloyu anlatan şarkıları dinlerken alan bizler, hayattan başka şeyler istediğinde o istediği an tüm her şeyini kaybedebilir. en iyi yaptığı şeyleri yapamayabilir, en iyi anlattığı şeyleri anlatmayabilir, en iyi yaşattığı şeyleri yaşatmayabilir ve en iyi yaşadığı şeyi yaşayamayabilir. hatta bırakın “-bilir” kısmını, bunların hepsini yapar. çünkü her şeyi bilir aslında. ya da öyle düşünür. istediği herhangi biri olabilenler için hayat çok tehlikelidir, bunu istediği an olur çünkü ve eski kendisini unutur. biz bu insanlar, insanların aksine değişirler, hem de bir anda ve görerek. karşınızdaki “pınar ben çok değiştim” derken değişip değişmediğine değil, kimin söylediğine bakmak gerekir bu yüzden.

ama aslında hiç bir şeyi de bilmez. neden değiştiğini bilmez, neden başka biri olduğunu bilir ama bunu neden istediğini bilmez. kapatır kendini, kaldırır kalkanlarını ve her seferinde yeni olduğunun kalkanı bir öncekinin üzerine biner. matruşkaya döner bu adam. hep üzerine bir büyüğünü alarak devam eder. ama gün gelir ilk başta olduğuna dönmek ister. hani kolaydır ya istediğin kişi olmak, peki ya kendin olmak?

bilirsin onu, tanırsın, ne yaptığını, ne yapabildiğini, ne yaşatabildiğini, ne yaşadığını her şeyiyle bilirsin. ama o kalkanları kaldırırken aslında indirmeyi hiç düşünmediğin için, kapatma tuşu yoktur. düz kontak yapmak gerekir, kısa devre yapmak kaçınılmazdır. yanar. bütün devreleri teker teker yanar. dışardan bakan biri bunu rahatlıkla görebilir, üzerindeki o ateşi, o ateşin yakışını, yanmanın verdiği tüm acıyı görebilir. dışarıdan bile bu kadar net görülebilen bir yangın insanı nasıl delirtmesin? bunu da bilir bu insanlar.

bu bir balık ve insanın hikayesidir. balık sessizdir. balık ifadesizdir, balık düşünmez. çünkü balık her şeyi bilir. bu hikayede işte bu insanlar o balıktır. kısa devre yapıp iyice yakma uğruna biri veya birileri için kalkanlarını indirmeye çalıştıkları kişilerse hikayedeki diğer balıktır. biliyorum çok karıştı. toparlayamıyorum, şu an, yazı yazarken.

bu paslanmak mıdır? hani, her şeyiyle yazı yazabilen bir adamın bir cümleyi toparlayamaması. yoksa anlık mıdır? devreleri yandığından mıdır? yoksa sadece o an başı ağrıdığından mıdır? konuşmak istediklerini konuşamaması mıdır? anlatmak istediklerini anlatamaması mıdır? söylemek istediklerini söyleyememesi midir? sormak istediklerini soramaması mıdır?

bugüne dek çok playlist yaptım, çok şarkı armağan ettim devrelerimi yakmamı sağlayan kişilere, belki de yüzlerce şarkı. ama bu sefer kendime göndermek istiyorum bir şarkı. kendime derken, bana değil. o en içeridekinin ağzından, en üstteki kalkana göndermek istiyorum.

“you only think about yourself, you only think about yourself… you’d better bend before i go, on the first train to mexico.”

incubus - mexico

    • #duraksamalar
  • 10 ay önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Paylaş
    Tweet

pleb'e: Dijital Araf

Bazen hiçbir şey yapmak istemez bünye hani. Yenilecek içilecek hiçbir şey, gidilecek hiçbir yer, okunacak hiçbir kitap, oynanacak hiçbir oyun, izlenecek hiçbir film, sarılınacak hiçbir sevgili, omuzlarında ağlanacak hiçbir anne. İlla ki bunlardan birine sahipsinizdir ama işte gözü kör olasıca bünye. Bazen cidden boş bakmak ve ölümüne sıkıcı olmaktır tek elinizden gelen.


Bu gibi durumlarda olunabilecek en konforlu yerdir bilgisayar başı. Ekrana uzun uzun bakabilirsiniz, açık pencereler, browser tabları arasında gezinebilirsiniz. Defalarca tıklayabilirsiniz farenin düğmelerie hiçbirşey yapmadan. Üstelik dünya sizi meşgul görür, siz dünyayı görmezsiniz.Ben dijital araf diyorum işte buna. Yaşamla ölüm arasında dijital bir varoluş. Sonunda bundan da sıkılıp Shutdown’a bastığınızda yokluğa karışacak ölü bir zaman dilimi. Kulağa hoş anlattım mı yoksa, halbu ki çok sıkıcı.

Ne güzel insanın bir blogu olması. Bu arada sıkışmış ölü zaman dilimlerinde seni takip eden 333 insanı hatırlamak ve sadece ne kadar sıkıldığın bile olsa onlar için birşeyler karalamak.


Heeey dur bakalım! Ben buraya kendime yazmaya gelmiştim ama :s

    • #Duraksamalar
  • 1 yıl önce > tugbek
  • 7
  • Kalıcı bağlantı
  • Paylaş
    Tweet

çok fazla şey bloglayasım var, hiç bir şeyim yok yazacak… her şey birbirinin içine geçmiş, her şey aynı, her şey tekrardan, her şey farklı.

***

tek bir harfi duyunca durdu yerinde, daha önce de düşünmüştü aynı harfi ama bu sefer bakması gerektiği yerden baktı. her şey ortaya saçılmış önünde bekliyordu, kabul etti yaptığını, yapmaması gerektiğini, tüm apatikliğiyle. önündeki kollu canavarın tuttu kolundan, çekti aşağı, harflerini değiştirmek için. kolu öylesine çekmişti ki, duramadı bir türlü, döndü, döndü, döndü, döndü… oysa bekledi başında duracağı ana kadar. arkasından yaklaşan güvenlik görevlisi kaldırdı onu: “kapatıyoruz efendim”. görevlinin sesinde bile bir şaşırma vardı, o bile asla düşümemişti kapataklarını vegas’ın ortasındaki kumarhaneyi. ve bu kapanış sabaha kadar yaratılan bir dinlenme yalanı değildi, perdeleri tamamen çekiyorlardı bu sefer.

ama o duymadı bile görevi onu durdurmak olan adamı, tekrar tuttu o kolu. dönen harflerin arasından, yangından harf kaçırırcasına bir harf arıyordu, tek bir harf. kolu indirmek o an öylesine riskliydi ki, zaten durmayan bir şeyi tekrar döndürmeye çalışırsa ne yapardı o harfler, ona bakıp “yeter” mi derlerdi? yoksa yorgunluklarının farkına varıp dururlar mıydı, ona aradığı tek bir harfi göstererek?

***

hiç bir şey bloglayasım yok, çok şeyim var yazacak… her şey birbirinden kopmuş, her şey farklı, her şey ilk defa, her şey aynı.

    • #Duraksamalar
  • 1 yıl önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Paylaş
    Tweet
Tek başına yeterince güzel olan bir şeyi, onun kadar güzel bir şeyle birleştirebilirsiniz ama eninde sonunda sonları bu olur. 
Dışardan bakınca kaotik durur, ama yeterince yakından baktığınızda ve tattığınızda sonsuza kadar güzel olarak hatırlarsınız.
Pop-upView Separately

Tek başına yeterince güzel olan bir şeyi, onun kadar güzel bir şeyle birleştirebilirsiniz ama eninde sonunda sonları bu olur. 

Dışardan bakınca kaotik durur, ama yeterince yakından baktığınızda ve tattığınızda sonsuza kadar güzel olarak hatırlarsınız.

    • #Duraksamalar
  • 1 yıl önce > devilsaddiction
  • 3444
  • Kalıcı bağlantı
  • Paylaş
    Tweet

yayınlanmamış duraksamalar #17

savaş istiyoruz.

…böyle durumlarda en sonundan başlayıp başa dönmek gibi bir seçeneğe başvurmaya gerek hiç yok aslında. yapılacak ve yapılması gereken tek şey kestirip atmak ikinci kez düşünmeye izin vermeden. aklınıza gelen ilk o soruya bir saniyelik dilim içinde cevabı vermek en doğrusu, çünkü zaten asıl cevap o, şüphe etmenin manası ne?

e bu durumda ikinci soru olan “yeni bir nemesis yaratmalı mı?” daha büyük bir önem taşıyor. evet, yaratmalı. çünkü faşist derecede zevk veren bir şey bu, birisiyle savaş halinde olmak. hayır, yaratmamalı. çünkü aptalca ve gereksiz zaman kaybı bu, birisiyle savaş halinde olmak.

- ve üçüncü şüphe evet ile hayır arasında kalmak bu cevabı vermeden önce. verdiğiniz cevap aslında evet, egonuza yenik düştünüz yine.

fakat hiç görülmeyen bir şey var ki savaşlar asla iki kişi yürütülmez. karşınızdaki en büyük nemesis’iniz bile olsa illa ki piyonlarınız, hatta savaşı başlatan, savaşa neden olan birileri var, oldu ve olacak. bunlar var olmayan bir dünyada yaşamaya çalışan ve inatla var olduğunu kanıtlamaya çalışan, buna inananlardan başkaları değil.

asıl var olmayansa savaştaki nemesis’iniz belki de. her ne kadar isteseniz de belki daha kendisiyle tanışmadınız, gördünüz ama duymadınız, okudunuz ama seslenmediniz. gerek mi var? hiç var olmamış biriyle savaşmanın zevki de burada, tüm savaşın kısayolları var: bunlar var olmayan bir dünyada yaşamaya çalışan ve inatla var olduğunu kanıtlamaya çalışan, buna inananlardan başkaları değil.

- bunlar işte hep o kazanmak için oynayanlar. kazanamadığında üzülenler, kazanamadığında sinirlenenler, kazanamadığında umudunu kaybedenler. asla kaybetmek için oynayamayanlar. tıpkı elindeki kartları masaya açamayan, çünkü karşısındakinin kartlarından korkanlar bunlar, ve kazanabilmek için anca blöf yapanlar. sonra da ben blöf yapmak zorundayım, yoksa var olamam, yoksa kazanamam diyenler.

peki gel o zaman sana bir şey söyleyeyim sevgili var olan. yaklaş yaklaş… şimdi siktir git. çünkü biz savaş istiyoruz, ama seni bu savaşta istemiyoruz.

- 17 Nisan 2010

Photo copyright: Joseph Murawski - 2006

    • #duraksamalar
  • 1 yıl önce
  • 3
  • Kalıcı bağlantı
  • Paylaş
    Tweet

Portrait/Logo

Hakkında

Editor. Journalist. Visual artist. Videographer. DJ. Or you can call me the jerk with a god obsession.

about.me/berkantakarcan →

tanrı, her yerde

  • @berkantakarcan on Twitter
  • Facebook Profile
  • berkantakarcan on Vimeo
  • berkantakarcan on Youtube
  • berkantakarcan on Flickr
  • berkantakarcan on Pinboard
  • a-smurf on Last.fm
  • berkantakarcan on Soundcloud
  • berkantakarcan on Grooveshark
  • berkantakarcan on Foursquare
  • Google
  • Linkedin Profile

Twitter

loading tweets…

şunlar da güzeldir.

  • Fotoğraf aracılığıyla nudesim
    Fotoğraf aracılığıyla nudesim
  • Fotoğraf aracılığıyla 4gifs
    Fotoğraf aracılığıyla 4gifs
  • Fotoğraf aracılığıyla fuckyeahdementia
    Fotoğraf aracılığıyla fuckyeahdementia
  • Fotoğraf aracılığıyla fuckthereallife
    Fotoğraf aracılığıyla fuckthereallife
Daha fazla gör →
  • RSS
  • Rastgele
  • Arşiv
  • İletişim
  • Mobil

tüm hakları saklı olabilir, aman diyeyim..

Tumblr kaynaklı