yayınlanmamış duraksamalar #23
hiç. bir kaç aydır yazdığım yazının sayısı bu, hiç.
sevindiğinde yazı yazan, üzüldüğünde yazı yazan, sinirlenince yazı yazan, durduk yere yazı yazan; hem de bunu yıllardır istemsizce yapan benim bu kadar uzun süre hiç bir düşündüğünü yazmamış olması çok garip ve korkutucu.
hayatından en çok zevki yalnızken, içinde bulunduğumuz o tabloyu anlatan şarkıları dinlerken alan bizler, hayattan başka şeyler istediğinde o istediği an tüm her şeyini kaybedebilir. en iyi yaptığı şeyleri yapamayabilir, en iyi anlattığı şeyleri anlatmayabilir, en iyi yaşattığı şeyleri yaşatmayabilir ve en iyi yaşadığı şeyi yaşayamayabilir. hatta bırakın “-bilir” kısmını, bunların hepsini yapar. çünkü her şeyi bilir aslında. ya da öyle düşünür. istediği herhangi biri olabilenler için hayat çok tehlikelidir, bunu istediği an olur çünkü ve eski kendisini unutur. biz bu insanlar, insanların aksine değişirler, hem de bir anda ve görerek. karşınızdaki “pınar ben çok değiştim” derken değişip değişmediğine değil, kimin söylediğine bakmak gerekir bu yüzden.
ama aslında hiç bir şeyi de bilmez. neden değiştiğini bilmez, neden başka biri olduğunu bilir ama bunu neden istediğini bilmez. kapatır kendini, kaldırır kalkanlarını ve her seferinde yeni olduğunun kalkanı bir öncekinin üzerine biner. matruşkaya döner bu adam. hep üzerine bir büyüğünü alarak devam eder. ama gün gelir ilk başta olduğuna dönmek ister. hani kolaydır ya istediğin kişi olmak, peki ya kendin olmak?
bilirsin onu, tanırsın, ne yaptığını, ne yapabildiğini, ne yaşatabildiğini, ne yaşadığını her şeyiyle bilirsin. ama o kalkanları kaldırırken aslında indirmeyi hiç düşünmediğin için, kapatma tuşu yoktur. düz kontak yapmak gerekir, kısa devre yapmak kaçınılmazdır. yanar. bütün devreleri teker teker yanar. dışardan bakan biri bunu rahatlıkla görebilir, üzerindeki o ateşi, o ateşin yakışını, yanmanın verdiği tüm acıyı görebilir. dışarıdan bile bu kadar net görülebilen bir yangın insanı nasıl delirtmesin? bunu da bilir bu insanlar.
bu bir balık ve insanın hikayesidir. balık sessizdir. balık ifadesizdir, balık düşünmez. çünkü balık her şeyi bilir. bu hikayede işte bu insanlar o balıktır. kısa devre yapıp iyice yakma uğruna biri veya birileri için kalkanlarını indirmeye çalıştıkları kişilerse hikayedeki diğer balıktır. biliyorum çok karıştı. toparlayamıyorum, şu an, yazı yazarken.
bu paslanmak mıdır? hani, her şeyiyle yazı yazabilen bir adamın bir cümleyi toparlayamaması. yoksa anlık mıdır? devreleri yandığından mıdır? yoksa sadece o an başı ağrıdığından mıdır? konuşmak istediklerini konuşamaması mıdır? anlatmak istediklerini anlatamaması mıdır? söylemek istediklerini söyleyememesi midir? sormak istediklerini soramaması mıdır?
bugüne dek çok playlist yaptım, çok şarkı armağan ettim devrelerimi yakmamı sağlayan kişilere, belki de yüzlerce şarkı. ama bu sefer kendime göndermek istiyorum bir şarkı. kendime derken, bana değil. o en içeridekinin ağzından, en üstteki kalkana göndermek istiyorum.
“you only think about yourself, you only think about yourself… you’d better bend before i go, on the first train to mexico.”
incubus - mexico
