The video of the most gorgeous dance event of the newyear night! On the fifth year of this epic party, many great artists and DJ’s like Spankers, Eddy Wata, Suat Ateşdağlı, Discoben, Beegee, Canan Anderson, Piny Fox, Mert Hakan and Murat Uncuoğlu made hundreds of people dance ‘till the sunrise of the new year.
Video by Berkant Jeff Akarcan.
At Doğmak…
Arap mı atı,
İngiliz mi tayı?
Kırdırmışlar birbirine atları,
Kafaları değil,
Neydi bu atların günahı?
(Şair burada “alçılı ganyan”a sesleniyor)
Itiraf ediyorum: Person Of Interest’in bu haftaki bolumunde John Reese’i ben oynadim.
Degnege kadar her sey ayni olur mu birader?
The video of Istanbul launch party of Sony Ericsson’s latest model, Ray, of its Xperia smartphone product line. Envisioned by Alexander Kokoskeriya’s idea, “Challenge Fashion”, the launch event was a total runway party with its special guests from tech media, fashion community and with its social media impact, and of course with the great tunes of DJ, Oben Budak.
Video by Berkant Jeff Akarcan.
En son böylesine güçlü bir direksiyonun başına geçtiğimde yıl 2006, pist Monza, araba Porsche 997 GT3 Turbo’ydu. Yine bugünkü gibi yağmurlu bir gündü. Tabi aracın kıçını atayım derken kum havuzuna uçmuştuk.
İkinci kez “epik” araç deneyimim ise beş yıl sonra, bugün, İstanbul sokaklarında Lamborghini Gallardo F1 Edition ile oldu. Bu sefer kum havuzuna uçmak gibi bir şansımız yoktu tabi ki, Gallardo’nun 4x4 olması sebebiyle rahat rahat “bastıkça bastım”. En büyük fark, bu über aracı pistte değil şehrin içinde, Etiler – Zincirlikuyu arasındaki bir parkurda kullanmak elbette. Aracın reel gücünü anlamak için çok uygun. Tabi bir de kar modunda değil; arkamızdaki o muazzam gücün hiçbir sınırının olmadığı F1 modunda kullanmak var tabi; düzlükte gazı kökleyince gelen o sesi, geriye iten G kuvvetini, ve yağmur damlalarının hıza dayanamayıp camdan fırlamasının verdiği zevki, yaşanan orgazmik deneyimi anlamanız için o kokpite girip F1 modunu yaşamanız şart.
Top Gear’da Ferrari F430 Scuderia’dan bile iyi tur zamanı yapan Gallardo LP 560-4’ı İstanbul sokaklarında sürme fırsatını sunduğu için XSupercar’ı ne kadar sevsek azdır. Eminim ki sizler de bu fırsat ayağınıza kadar gelmişken, hatta ben hem Lamborghini Gallardo hem de Ferrari F430’u denemek istiyorum derseniz, hala şansınız varken Şehirfırsatı’nda 80% indirimle 79 lira gibi bu deneyim için muazzam derecede uygun bir fiyata kokpite geçebilirsiniz [http://www.sehirfirsati.com/deals/istanbul/xsupercom/2289137].
Fena halde bağımlılık yaptı Gallardo bende, şimdiden kendime bir tane almak için para biriktirmeye başladım (eve kuracağım oyun odasından bile vazgeçerim bu uğurda, kkthxbye gamerroom).
Bu arada sürüş esnasındaki videom da montaj bittikten sonra buralarda olacak, tabi başıma bir şey gelmeyecekse hız limitini aştığım anlaşılmasın diye bazı yerleri slow-motion’a alacağım :)
- BJA: Anne ben ilaca yine başladım.
- MA: Olum niye?
- BJA: Bilmiyorum, bu aralar yine bi' hal geldi.
- MA: Ne hale geldin?
- BJA: *error* *error* *error*
Polyphase Monthly: December ‘11 Edition
“Eğer tanrı gökyüzündeyse, o zaman tüm astronotlar birer adaydır.” - BJA, 2009
Bir yandan Van depremi, bir yandan yeni sitemizin çalışmaları, bir yandan yeni video projeleri, bir yandan parti hazırlıkları derken geçtiğimiz ay atlamıştık Monthly’i; ne deseniz haklısınız. Özellikle Van’da geçirdiğim bir haftalık müziksizliğin acısı çok fena çıktı, müzik olmadan deliriyormuşum, dönünce farkettim bu tek seferlik delirme hakkımı kullandığımı.
Her neyse sayın koca arayan blogger dostları, bahaneleri bir kenara bırakalım ve kaldığımız yerden Monthly’e devam edelim. Bu aya damgasını Jogger vuruyor iki parçayla birden (ve üçüncü olarak Ultre’nin The Smirks parçasında kredisi verilmese de katkısı olduğunu belirteyim). Yine Radiohead’siz geçirmiyoruz, zira böyle bir şeyin olma ihtimali bir meteorun Dünya’ya düşerken balinaya dönüşüp ağlamaya başlaması ihtimaliyle eşdeğer. Öte yandan önceki aylardan hatırlayacağınız ve bence bu senenin en iyi sanatçılarından olan James Blake’in Limit To Your Love parçasının orijinal Feist versiyonu da kulaklarınızdan tavukgöğsü tadını eksik etmiyor.
(Bu playlist’e seçmediğim için peşinen üzgünlüğümü ilettiğim) Porter Robinson’un damgasını vuracağı ve dubstep janrının iyiden iyiye Lady Gaga kıvamına geleceği 2012’ye sayılı günler kala; kısaca yılın son Monthly’si bu. Senelik bir Monthly yapar mıyım henüz karar vermedim ama yılın en iyileri konusunda bir postun geleceğinden emin olabilirsiniz. Tabi bir de 2012’de bizi müzik dünyasında nelerin beklediğini ve projeksiyonları.
Yılın son konuk DJ’i de hepinizin #prialternoing ile tanıdığı -tanımıyorsanız da bir an önce tanımanız gereken- çok değerli sosyal medya insanı, kadim dostum, tek yüzüğün koruyucusu, son mohikan, dans ederken saçını tutup dudaklarını ısırıp haşin haşin bakışlar atan @prialterno. Kendisi ay boyu Air - Seven Stars’a takmış olsa da, Monthly için Paradise Circus’un Breakage’s Tight Rope remixini seçti.
DJ’in notu: Bu ayki nüshada favorilerim iki tane, Ultre - The Smirks ve The Radio Dept. - Four Months In The Shade / çünkü ikisi de alabildiğine karanlık parçalar olabilecekken bir yandan insanı tabir-i caizse “up” ediyorlar. Bu konuda hangisi daha başarılı, işte ona karar vermek biraz zor.
Tracklist:
- Mau & Télépopmusik - Last Train To Wherever
- UNKLE - Be There
- Moderat - Rusty Nails
- Ultre - The Smirks
- Jogger - Gorilla Meat
- Radioseven - Don’t Think
- Radiohead - Reckoner (Nosaj Thing Remix)
- Baths - The Vapors
- Four Tet - Glue Of The World
- Coppé - Lavender Oil
- He Can Jog & Terry Ubrien - Spinning On A Chair Inside A Room
- Cirrus - She Kills
- Parov Stelar - Hurt
- Pretty Lights - Down The Line
- Warpaint - Stars
- Feist - Limit To Your Love
- Aebeloe - Farver
- Jogger - Superman
- The Radio Dept. Four Months In The Shade
- Special Guest Track Massive Attack - Paradise Circus (Breakage’s Tight Rope Remix)
Download:
http://www.mediafire.com/?a65z30bca1x22l1
Cover:

On A Friday: 1986 Yılından Radiohead Demoları
şuna kuşku yok, yeni bir radiohead parçası bulmanın değeri paha biçilemez. önceki yazımın da yine radiohead ve eski bir parçasını keşfetmiş olmam üzerine olsa da korkmayın, çünkü bu seferkiler hiç duyulmayan şarkılardan.
ve muhtemelen radiohead’in kayıt altındaki ilk şarkıları. ve dinleyince iki parçayı da, daha o günden aslında kafalarının belli olduğunu, müziği 20 yıl önden takip ettiklerini anlayacaksınız.
jonny’nin gruba katılmasından bile önce geçiyor şarkılar, yılsa 1986, yer yukarı oxford. bizimkiler daha 20-21 yaşında…
şarkıların ortaya çıkış hikayesiyse şöyle. parçaları youtube’da yayınlayan klootme kullanıcısının eşi, grup elemanlarıyla aynı okulda ve çok yakın arkadaşmış; o yüzden demo kayıtlarının bir kopyası da elindeymiş. kasedi dijital kayda çeviriciyi anca almış ve bugün release etmiş kayıtları. yani thom’un kardeşinin sesinin thom ile çok benzemesinden mütevellit yaşanan önceki karışıklıklar yok. zaten pitchfork ve nme de durumu doğrulayıp sitelerinde yayınladılar az önce.
Her sey bununla basladi. #prialternoing
Soldan saga: @berkantakarcan @cizenbayan @prialterno @onuralakay @ipekbu
kinetic
radiohead, tıpkı istanbul’un düşüşü veya fransız ihtilali gibi, insan hayatında çağ açar ve çağ kapatır. her dönemimiz ayrı bir radiohead şarkısıdır, tercihen iki yılda ama son seferinde dört yılda değişmektedir hayatımızı anlatan, hayatımıza anlatan, durup durup bir şeyler fısıldayan, durduk yerde bak buraya deyip aynanın önünde geri çekilen o radiohead şarkısı.
dün gece ilk defa dinledim. varlığından haberim bile yoktu. üzerinden şunca yıl geçmesine rağmen, amnesiac’ta. ilk defa onun ellerinden dinledim seni, iki gece önce, gözlerimi kapatırken. ilk başta hiç tahmin etmediğim kadar etkilendim, ilk görüşte aşka inanıp inanmamakla arada kalan bir ben hem de. ama sonra unuttum güzelliğini, ta ki bu geceye dek. bir kez daha fotoğrafına öylesine bakarcasına açtım grooveshark’tan aratıp. meğer senmişsin hayatımın şarkısı.
biliyorum, bunu daha önce kaç şarkıya söyledim belki. en çok da jigsaw falling into place’e söylerken duyduğun için inanmayacaksın bana. tam da hayatımın kadınının hz. musa gibi yardığı kalbi -üzerinde yara izi olmayan tek elimle- tekrar yerine sokup birleştirmeye çalışırken, ama bugüne dek hep kollarına sığınıp başardığım hayatımın şarkısı jigsaw falling into place bile onun çağını simgelerken, nasıl yapabilirdim ki? ama seni dinlediğim o ilk andan beri, her dakika sarılıp uyuyasım geliyor sana, daha doğrusu sen bana fosforlu sarı kulaklıklarımla sarılırken; tam da o içinde neler döndüğü asla belli olmayan kafatasımı kavrayarak. kesik kesik girişinle, ortadan ikiye ayrılmışcasına giren davulunla, durmadan dövülen zillerinle ve hareket etmem konusundaki kibar ricanla.
jigsaw falling into place era’sı bitti, yine bir radiohead şarkısıyla, kinetic era’sı başladı.
korkuyorum. sonu jigsaw gibi olacak diye.
ama tek şunu biliyorum. benim sonum, /where i end and you begin/ olacak.
